Aynı evde iki sessizlik
Biri "konuşmuyor" diyordu, öteki "konuşturmuyor". İkisi de haklıydı; ikisi de aynı masada oturuyordu.
Kurgusal örnek. Bu hikâye gerçek bir okur gönderisine dayanmıyor; Kırmızı Bülten'in bir hikâyeyi nasıl ele aldığını göstermek için yazıldı.
Onun anlatımı — D., 31
Son bir yıl boyunca eve girdiğimde ilk duyduğum ses televizyondu. Selam verirdim, "hoş geldin" derdi, sonra sessizlik. Yemekte telefonuna bakardı. Ben anlatırdım: iş, annem, trafik. O "hı hı" derdi.
Bir akşam sordum: "Bir şey mi var?" "Yok" dedi. Bir hafta sonra tekrar sordum, yine "yok". Üçüncüde bağırdım. O gün ilk kez uzun bir cümle kurdu: "Sen zaten hep sinirlisin, ne diyeceğimi bilmiyorum."
Ben sinirli değildim; yorgundum. Yorgun olduğumu görmesini istiyordum. Görmediği için sinirlendim, sinirlendiğim için konuşmadı. Sonunda ikimiz de aynı evde ayrı ayrı yaşamaya başladık. Ayrıldığımız gün bile bağırmadık. Yeter dedim, kabul etti. En çok o kabul edişi unutamıyorum.
Onun anlatımı — E., 33
İşten çıkınca kafamda hâlâ toplantılar dönüyor. Eve gelip yarım saat kimseyle konuşmamak benim için bir ihtiyaç, kaçış değil. Bunu ilk aylarda söylemiştim, o zaman anlayışla karşılamıştı.
Sonra bir şey değişti. Ben sustuğumda "ne oldu" diye sormaya başladı. Ben "bir şey yok" derdim çünkü gerçekten bir şey yoktu, sadece yorgundum. Ama "bir şey yok" onun için "seninle konuşmak istemiyorum" demekti. Her seferinde ses tonu bir kademe yükseliyordu ve ben her seferinde bir kademe daha içime kapanıyordum.
Bir noktada sustuğum için değil, ne dersem yanlış olacağını bildiğim için konuşmadım. Kavga çıkmasın diye sustum ve tam da bu yüzden kavga çıktı. Ayrılık teklifini duyduğumda ilk hissettiğim şey rahatlamaydı; bunu bugün bile utançla söylüyorum.
I Altında yatan nedenler
İki farklı sessizlik. D. için sessizlik bir mesajdır: "sana ilgim yok". E. için sessizlik bir ihtiyaçtır: "kendime dönüyorum". İkisi de karşı tarafın sessizliğini kendi sözlüğüyle okudu.
Yorgunluk sinir olarak okundu. D. yorgunluğunu gösterirken E. onu öfke olarak algıladı. Aynı davranışın iki yorumu, iki farklı tepki üretti.
"Bir şey yok" cümlesinin iki anlamı. E. bu cümleyi gerçek anlamıyla söyledi. D. ise soruyu üçüncü kez sorduğunda cevabın hâlâ aynı olmasını duvar olarak yaşadı.
Sarmal. Soru → kısa cevap → yükselen ses → daha derin içe kapanma → daha sert soru. Kimse sarmalı başlatmadı; sarmal ikisini de başlattı.
II Çıkarımlar ve öneriler
- İhtiyacı davranıştan ayır. "Eve gelince yarım saat sessizlik bana iyi geliyor" cümlesi ilk aylarda söylendi, sonra hiç tekrar edilmedi. Aylar sonra aynı davranış açıklamasız kaldığında anlamı değişti. İhtiyaçlar tek seferlik duyurulmaz, hatırlatılır.
- "Bir şey yok" yerine ne olduğunu söyle. "Bir şey yok, sadece kafam iş" ile "bir şey yok" arasındaki fark, karşı tarafın o gece nasıl uyuyacağıdır.
- Soruyu değiştir. "Ne oldu?" üçüncü kez işe yaramıyorsa dördüncü kez de yaramaz. "Şu an konuşmak istemiyorsan ne zaman iyi olur?" sorusu aynı kapıyı başka anahtarla açar.
- Rahatlama hissi bir işarettir, suç değil. E.'nin ayrılıkta hissettiği rahatlama ilişkinin çoktan bittiğini söylüyordu. Bu hissi daha erken fark etmek, daha dürüst bir konuşma başlatabilirdi.