Aile ve çevre 17 Ağustos 2026 2 dk okuma

Cumartesileri kim alacak?

Onun ailesi her hafta sonu bir arada. Onun ailesi yılda iki kez. "Az" ve "çok" kelimeleri kavganın kendisi oldu.

Kurgusal örnek. Bu hikâye gerçek bir okur gönderisine dayanmıyor; Kırmızı Bülten'in bir hikâyeyi nasıl ele aldığını göstermek için yazıldı.

Onun anlatımı — S., 30

Bizde cumartesi demek annemin sofrası demek. Kardeşlerim, yeğenler, herkes. Bu benim için bir yük değil, haftanın en iyi günü. Onu da ilk günden bu sofraya götürdüm; herkes bayıldı.

Bir yıl sonra "her hafta mı" demeye başladı. Ben "istemiyorsan gelme" dedim, ciddiydim. Gelmedi. Annem sordu, "işi var" dedim. İkinci hafta "yorgun" dedim. Üçüncü hafta yalan söylemekten yoruldum ve ona kızdım: "Ailem seni istiyor, sen ailemi istemiyorsun."

Bana göre çözüm basitti: Ayda bir gelsin, herkes mutlu. Ama o hiç gelmek istemiyordu ve bunu bana söylemek yerine bahane üretiyordu. Kendi ailesini yılda iki kere görüyor, benimkini de o düzeye çekmek istiyor gibiydi. Beni ailemden koparmak istediğini düşündüm.

Onun anlatımı — M., 32

Ailesini seviyorum. Bu cümleye inanmıyor ama gerçek. Sevmek başka, her cumartesiyi on iki kişilik bir masada geçirmek başka. Ben tek çocuğum, sessiz bir evde büyüdüm. Her hafta o gürültünün içinde kendimi kaybediyordum, pazar günü bitkin uyanıyordum.

"İstemiyorsan gelme" dediğinde ben bunu izin sandım. O ise sınav sanmış; gelmediğim her hafta sınavı kaybettim. Annesine söylediği yalanları çok sonra öğrendim ve asıl o zaman kırıldım: Gitmemem değil, gitmememin saklanacak bir şey olması.

Ailesinden koparmak gibi bir niyetim hiç olmadı. Sadece iki haftada bir cumartesinin bizim olmasını istiyordum. Bunu söyledim mi? Açıkça değil. "Yorgunum" dedim, "kalabalık" dedim. Hepsi doğruydu ama hiçbiri asıl cümle değildi.

I Altında yatan nedenler

Aile ritminin iki ölçüsü. S.'nin ailesinde haftalık görüşme "normal", M.'nin ailesinde yıllık görüşme "normal". İkisi de kendi ölçüsünü varsayılan kabul etti; "az" ve "çok" kelimeleri bu yüzden hiçbir zaman aynı şeyi ölçmedi.

Bir cümlenin iki anlamı. "İstemiyorsan gelme" M. için izin, S. için sınavdı. Aynı cümle, iki zıt beklenti.

Yalan, kavgadan daha ağır geldi. M.'yi asıl kıran devamsızlığın annesine saklanmasıydı; S. içinse yalan, M.'yi korumanın tek yoluydu. Koruma ile utanç birbirine karıştı.

Eksik cümle. M. "iki haftada bir cumartesi bizim olsun" demedi; "yorgunum" dedi. Doğru ama eksik cümleler, karşı tarafın boşluğu en kötü ihtimalle doldurmasına yol açar.

II Çıkarımlar ve öneriler

  • Kendi "normal"ini yüksek sesle söyle. "Bizde her hafta görüşülür, sizde nasıl?" sorusu ilk aylarda sorulsaydı, bir yıl sonraki kavga bir sohbet olurdu.
  • İzin veriyorsan gerçekten ver. "İstemiyorsan gelme" cümlesini söyleyip gelmemeyi cezalandırmak, iki tarafı da kaybettirir. İzin şartlıysa şartı söyle.
  • Karşı tarafı aileye açıklamak sana düşmüyor. Eşinin gelmediğini "işi var" diye örtmek, onu korumaz; seni yalanın ortasında bırakır. "Bugün dinlenmek istedi" hem doğru hem yeterlidir.
  • Talep et, bahane üretme. "Ayda iki cumartesi bizim olsun" bir taleptir. "Yorgunum" bir bahane gibi duyulur, defalarca tekrarlanınca da bir ret gibi.

Sen ne düşünüyorsun?

Bu hikâyede kendinden bir şey bulduysan ya da senin anlatacak bir hikâyen varsa, yaz. İsimleri ve ayrıntıları değiştiririz.

Hikâyeni anlat

Yeni hikâyelerden haberdar ol